8 Ağustos 2010 Pazar

SUSAMIŞ AŞIKLARA...



Akılların ulaşamadığı yüceliklerde dolaşan Efendiler Efendisi’ne
sayıların ulaşamadığı miktarda salât ü selâm ile…
Yâ Nebi, maddenin kasıp kavuran rüzgarına kânan insanlığın gündeminden çekildiğinden beri iyilikler kötülüklere iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri oldu… Kıyametin o dehşetli hesap saatini düşünen, mahşerin kalplere derin hüzün ve ürperti veren korkunç sahnelerini hatırlayan Ümmet-i Muhammed ise Şefî-i rüz-i ceza hazretlerine tutunma, onun merhamet dolu bakışlarına nail olma ümidiyle asırlardır “Şefaat ya Resûlallah!” diye yalvarıp yakarıyor, inleyip ağlıyor…

Nice aşık canlar, şefaat niyazlarını son derece yüksek bir edep içinde ve pek ahenkli bir şekilde ifade etmişlerdir. Onların bu duygulu yakarışları, boyun büküp yalvarışları, gönlü şefaat ümidiyle yaralı kuşlar gibi çırpınan müslümanları rikkate getirmiş, onlar da kendilerine bu güzel şiirleri söyleyenlerin yerine koyarak, şefaat ümidiyle saadet gözyaşları dökmüşlerdir.



Susamış aşıklara kanmağa kim gelir yâ Resulallah
Salâdır aşıklara yanmağa kim gelir yâ Resulallah
Gelirse hânına her kim sâladır yâ Resulallah


Senin aşkın kamu derde devâdır yâ Resulallah
Senin sözünden başka söz hatâdır yâ Resulallah

Senin katında hâcetler revâdır yâ Resulallah
Seninle hasta gönüller şifâdır yâ Resulallah

Senin şefâatin günâhkâra safâdır yâ Resullah
Seni görmek bana bin cân bahâdır yâ Resulallah

Resûlullah aşkını ve şefaat niyazını pek yanık ifadelerle dile getiren aşıklarımızdan biri Osman Şems’dir (Ö. 1893). Na’tına şöyle başlıyor:


Nedamet eşki çeşmimden revandır ya Resûlallah
Ki cürmüm çok, işim ah ü figandır ya Resûlallah

İnayet kıl, kerem kıl, merhamet kıl, geç günahımdan
Ki affetmez isen halim yamandır ya Resûlallah

Şeb-i firkatte kaldım, pertev-endaz olmadı bir dem
Cemalin afitâbı çok zamandır ya Resûlallah

Aşık şairimiz bu son beyitte diyor ki: Ya Resûlallah! Mübarek yüzünün güneşi hayli zamandır beni; bir an için olsun aydınlatmadığı için, ayrılık gecesinde kaldım. Daha sonra da Resûlullah’ın kapısının insanı bütün korkulardan kurtardığına ve kendisinin de o kapıya yüz sürdüğüne temasla şefaat niyâzını şöyle dile getiriyor:


Yüz urdum kısmen ümmîd, olsa ger dağlaca isyânım
Kapın toprağı kim darül-emandır Ya Rasûlullah.

*** Biz de bu salâya “eyvallah” deyip bir süre buralarda olamayacığız, (mektuplar da aksayacak, kusurlar affola, hakkınızı helal eyleyiniz.) Seher vakti, sehergâhı yola çıkıyoruz erenler… Kapısına varmaya yüzümüz olmasa da kapısına yüz sürmeye varıyoruz…Daha ism-i şerifini duyar duymaz, ravzasın resmin görür görmez gözünüzde yaş, gönlünüzde tatlı bir hüzün ve elbette ateşîn bir hasret belirdiyse Şebeke-i Saadeti’ne varıp Resul-u Mücteba aleyhi ekmelittehaya hazretlerine siz güzelim canların selamlarını arz eyleyince Ferahfeza bir huzur kaplayacaktır günlerinizi… Madem gönülden gönüle ince bir yol vardır; sezilir, bekleriz efendim bu tarafa yollayıverin merhamet dilendiğimiz kelimelerin gölgesinde içinizin yankısını, salât ü selamlarınızı, arz-ı muhabbetlerinizi, kalbi meveddetlerinizi, binler ecir ile aks û seda bulacaktır.

0 Yorum:

Yorum Gönder

cahiliyet_dusmani

Kaydol: Kayıt Yorumları [Atom]

<< Ana Sayfa